Projelerimizde doğaya zarar vermeyen, geri dönüştürülebilir ve karbon salınımı düşük sertifikalı malzemeler kullanıyoruz.
Güçlü ısı yalıtımı ve güneş enerjisi altyapıları ile binalarımızın enerji tüketimini minimize ediyor, tasarruf sağlıyoruz.
İnşaat sahalarımızda atıkları kaynağında ayrıştırıyor, geri dönüşüme kazandırarak çevre kirliliğinin önüne geçiyoruz.
Sadece bina dikmiyor; geniş peyzaj alanları ve yeşil dokusuyla nefes alan yaşam merkezleri oluşturuyoruz.
Gelişmekte olan ülkeler, artan ihtiyaçlarına yanıt verebilmek için inşaat sektöründe ilerlemeye ihtiyaç duymaktadır. Ulaşım, enerji santralleri, havalimanları, barajlar, köprüler, yerleşim alanları vb. alanlarında projelere ihtiyaç duyar, dolayısıyla bu projeler ülkelerin ekonomilerinde büyük pay sahibidir. 2012 yılı verilerine göre inşaat sektörü 7,5 trilyon dolarla dünya üretiminin %13,4’lük kısmını, OECD ülkelerinde gayrisafi hasılanın %6,47’sini ve Avrupa ülkelerinde ise gayrisafi hasılanın %10’unu oluşturmakla beraber Global Construction 2020 raporuna göre 2020 yılında dünya çapında %70 büyüme ile beraber 12,7 trilyon dolar ile üretimin %14,6’sını oluşturması beklenmektedir (Candemir, B., Beyhan B., Karaata, S., 2012). Türkiye’deki durum incelendiğinde Maliye Bakanlığı’nın raporuna göre inşaat sektörünün 2014 yılı itibariyle gayrisafi yurt için hâsıla içindeki payı %5.8; istihdam içindeki payı %7.4 olarak görülmüştür (Yıllık Ekonomik Rapor 2015).
İnşaat projelerini farklı dallara ayırmak zor olsa da genel kabul görmüş olan bir düşünceye göre inşaat projeleri şu başlıklar altında sınıflandırılabilir:
Tarihin en eski dönemlerinden beri süregelen, insanların barınma, korunma ve kendilerini geliştirerek yeni medeniyetler kurup bu miraslarını ileriye taşıma kaygısı inşaat kavramının o dönemlerden günümüze kadar insanlığın en önemli konularından birisi olmaya devam ettiğini göstermektedir. Günümüzde de ülkelerin kalkınması konusunda en önemli etmenlerden biri olan inşaat sektörü bünyesinde bulundurduğu ekonomik, toplumsal ve çevresel birçok etmen nedeniyle sürdürülebilirlik kavramı açısından oldukça önemli bir anlam teşkil etmektedir.
İnşaat sektörünün neden olduğu tüm çevresel sorunlara rağmen çevresel, ekonomik ve sosyal anlamda sahip olduğu roller, sektörün vazgeçilemez olmasına neden olmuş ve doğayla uyumlu bir şekilde gelişimi sağlamak açısından yeni fikirler ortaya atılmasına yol açmıştır. Sürdürülebilir yapım kavramı çatısı altında toplanan bu fikirler temel olarak, maliyet artışını göze alarak yeniden kullanılabilir ve daha az enerji sarfiyatı yapacak şekilde inşaat malzemelerini kullanarak sektördeki kaynak kullanım yükünü hafifletmeyi ve sonucunda daha az atık üretmeyi amaçlamaktadır.
İnşaatta sürdürülebilirlik konusu çoğu zaman “yeşil” kavramıyla iç içe hatta aynı olarak düşünülmesine rağmen “yeşil” terimi, sürdürülebilirlik kavramını tamamen kapsamamaktadır. İki kavram arasındaki temel fark çevreyle ilgili kaygıların göz önünde bulundurulmasıdır.
Yenilenemez kaynakların tüketiminin artması, gelecek nesillere kaynak aktarımı gibi insanlığın karşı karşıya olduğu problemler inşaat sektöründe de yeni planlamalara gidilmesine yeni stratejilerin belirlenmesine yol açmıştır. Sürdürülebilirliği inşaat sektörüne uygulayabilme adına oluşturulan yeni stratejiler, yapıların daha proje aşamasında kendine yer bulmaya başlamıştır. Bir projenin, tam manasıyla sürdürülebilir olabilmesi için, planlama, yapım ve yıkım evrelerinde uygun maliyetli, erişilebilir ve çevresel bilince sahip olarak ekonomik, sosyal ve çevresel konularla iç içe ve uyumlu olması gerekmektedir.
Kibert yaptığı çalışmalar çerçevesinde sürdürülebilir yapım ilkelerini altı ana başlıkta toplamıştır:
"Doğadan aldığımız ilhamla, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için çalışıyoruz. Viva İnşaat olarak her projemizde ekolojik dengeyi gözetiyor, yeşil bir gelecek inşa ediyoruz."
Daha temiz bir dünya için standartları yükseltiyoruz.